Tevhid Mücadelesi
Hz. Hûd
Âd toplumunu güç ve ihtişam sarhoşluğundan vazgeçip yalnız Allah’a kulluğa çağıran peygamber.
Kur’an merkezli hayat hikâyesi
Hûd, Âd toplumuna kendi içlerinden gönderildi. Toplumu fiziksel gücü, yapıları ve imkânlarıyla övünüyor; bu üstünlüğün kalıcı olduğunu düşünüyordu. Hûd onları yalnız Allah’a kulluğa, bağışlanma dilemeye ve zorbalığı bırakmaya çağırdı. Tebliği karşılığında ücret istemediğini, Allah’a güvendiğini ve uyarısını açıkça ilettiğini bildirdi.
Kavmi, Hûd’un kendilerini ilâhlarından uzaklaştırmak istediğini söyleyerek onu akılsızlıkla ve yalanla suçladı. Hûd ise bütün canlıların Allah’ın yönetiminde olduğunu, Rabbinin dosdoğru yol üzere bulunduğunu vurguladı. Onların gücü karşısında korku dili kullanmadı; kendisinin görevini yerine getirdiğini söyledi.
Azap ufukta bir bulut gibi göründüğünde toplum onu yağmur getiren bir bulut sandı. Oysa inkâr ve zorbalıklarının sonucu olan yıkıcı rüzgâr gelmişti. Allah, Hûd’u ve iman edenleri rahmetiyle kurtardı. Kıssa, uygarlık ve kuvvetin ahlâk, şükür ve adalet olmadan güvence sayılamayacağını gösterir.
Âd kavmi ve Ahkāf bölgesi
Hûd, Kur’an’da Arap topluluklarına gönderilen peygamberlerden biri olarak öne çıkar. Âd kavminin “Ahkāf” adı verilen kum tepeleri bölgesinde yaşadığı bildirilir. İslâm coğrafyacıları bu bölgeyi çoğunlukla Güney Arabistan ile ilişkilendirmiştir. Bununla birlikte Âd’ı belirli bir arkeolojik şehir veya modern halkla kesin biçimde özdeşleştirecek tartışmasız bir belge bulunmamaktadır.
İrem’in keşfedildiği veya belirli harabelerin kesinlikle Âd’a ait olduğu yönündeki popüler iddialar dikkatle ele alınmalıdır. Arkeolojik bir yerleşimin bulunmasıyla Kur’an’daki toplum arasında doğrudan bağ kurmak için yalnız isim benzerliği yeterli değildir. Eklentide bu tür iddialar “kanıtlanmış tarih” olarak verilmez.
Gücün ahlâkla sınanması
Âd toplumunun belirgin özelliği güç ve ihtişamla övünmesidir. Kur’an onların yüksek yapılara, kuvvete ve sertliğe güvenmelerini eleştirir. Hûd’un çağrısı ekonomik veya mimari gelişmeye karşı değildir; bu gelişmeyi zulüm, kibir ve nankörlüğün aracına dönüştürmeye karşıdır.
Hûd’un “Allah’a dayandım” sözü, güç dengesi aleyhine olan bir peygamberin ahlâkî bağımsızlığını gösterir. Bugün de teknik kapasite, sermaye ve büyük yapılar bir toplumu kendiliğinden adil yapmaz. Âd kıssası medeniyetin yalnız üretimle değil, üretilen gücün nasıl kullanıldığıyla ölçüldüğünü hatırlatır.
